Hamd alemleri terbiye eden Eş-Şehid olan Allah’a olsun. Salât ve selâm Gazi olan elçilerine olsun. Şehid olan ve arzusu hiç bitmeyen arkadaşlarına selâm olsun.

Allah azze ve celle insanlığı imtihan için yarattı. Allahın dünyasında iki sınıf hiçbir zaman eksik olmamıştır. İman edenler, Allah yolunda savaşırlar. İnkâr edenler de tâğût(şeytan) yolunda savaşırlar. O halde siz şeytanın dostlarına karşı savaşın. Şüphesiz şeytanın hilesi zayıftır.
İki sınıf insanları şu şekilde sıralayabiliriz;
Maslahat uğruna
Mefsedet uğruna

↪ Maslahat uğruna bedel ödeyen kocaman bir tarihin izlerini her sokakta görebiliyoruz. Eyüp’ün (rd) kabrini İstanbul da, Ümmi Haramın kabrini de Kıbrıs ta görüyoruz ve daha niceleri .

↪ Mükemmel şekilde dizayn edilmiş bu evren de fesat çıkarmak için çabalayan grupları, Kuran bize Bakara süresinde şu şekilde bildirmiştir;
Onlara “Yeryüzünde fesat çıkarmayın” denildiğinde, “Biz ancak ıslah edicileriz!” derler. İyi bilin ki, onlar bozguncuların ta kendileridir. Fakat farkında değillerdir.
Mefsedet uğruna çürümüş bedenleri müzeler de sergilenerek te görebiliyoruz. Veya kabirlerini, evlerinin helâya dönüştüğünü. Fesat uğruna ölenleri tarih çöplüklerinde domuzlara yem oldular.
Dedik ki; İnsanlık imtihan için vardır. İmtihanı kazanmak için feda ettiğimiz refah bir yaşam, kıymet verdiğimiz mallarımız ve mülklerimiz var. Ve en çokta canımız var. Kimileri için böyle bir sınav çiledir, kimileri içinde boş bir şeydir. Ama biz Müslümanlar için asla böyle olmayacaktır.İmtihanlar ise bizim çilemiz değildir. Mücadelemizn ispatımız olması adına verilen en büyük fedakarlıklarımız şehadet ile belirlenmiştir. Yeryüzü kocaman meydan muharebesidir. Hakkın ve batılın davası kıyamete kadar devam edecektir. Allah Resulü (sav) “Cennettin Kılıçların altında olduğu bizlere söylemiştir.” Cennet kılıçların gölgesi altında ise bizler hiçbir zaman oradan ayrılmayacağız. Bu hangi çağda olursa olsun. Meydanlar müminlere rahmet olacak, kâfirlere, despotlara, ceberrutlara korku olacak. Bizim alın yazımız ”CENK CİHAD ŞEHADETTİR.” Meydan meydan, medya medya yazılacak tarihlerimiz var. Çünkü biz Müslümanlar İzzet ile ölmeye talibiz, aziz bir şekilde, damat bir duruş ile şehadet sancısı çeken Müslümanlardan olduk hep…
Tarihin şu sözü altın harflerle yazılması gerekiyor;
“Korkaklık ‘ta ar, ilerlemek te Şeref var.”
                                                                               Ebu Dücane
Halidin (rd) Fars halkına ve Rüstem’e yazdığı şu mektup bizim duruşumuzu belirlemiştir;
Rahman ve Rahim olan Allah’ın adıyla! Bu mektup Halid b. Velid’ den Rüstem, Mehran ve Fars halkı ordusunadır! Selam hidâyete tâbi olanların üzerine olsun! Bunlardan sonra, biz sizi İslâm’a davet ediyoruz. Eğer İslâm’a girmek istemezseniz zelil kimseler olarak bize haraç veriniz. Eğer bunu da yapmayacak olursanız bizim öyle bir ordumuz vardır ki siz içkiyi nasıl seviyorsanız onlar da Allah yolunda şehit olmayı, öldürülmeyi seviyorlar. Selam hidâyete tâbi olanların üzerine olsun! “Böylesi Şehadet sancısı çeken ordunun elbette şanı yüce, değeri paha biçilmezdir. Şehadet sancısı olan Müminin maslahattan başka hiçbir isteği yoktur. Evet, hiçbir isteği yoktur. Sadece karşılığını Rabbinden almak isteyen Müminin durumu hadiste şu şekilde anlatılmıştır;

Ashab-ı Kiramdan Şeddad b. El-Had (rd) anlatıyor:
“Bir zat Resulullah Efendimizin (sav) huzuruna gelerek iman edip Müslüman oldu. Müslüman olduktan sonra Peygamber Efendimize (sav): “Sizinle beraber hicret etmek istiyorum” dedi. Peygamber Efendimiz (sav) yeni Müslüman olan bu zatı, sahabeler’ den birine teslim ederek, yeni Müslüman olan sahabe ile ilgilenmesi söyledi. Aradan bir zaman geçtikten sonra Peygamberimiz (sav) bir savaştan ganimet elde ettiler. Bu ganimetleri Peygamber Efendimiz (sav) savaşa katılan sahabeler arasında taksim eyledi. Bu ganimetlerden bir miktar da kısa bir süre önce yeni Müslüman olan zat için ayırdı. Ashaptan birisine teslim etti. Yeni Müslüman olan sahabe askerin gerisinden geliyordu. Yolda düşen veya kalan bir şey olur mu diye onları gözetliyordu.İslam ordusunun arkasından gelen bu yeni Müslüman sahabe askerlere yetişince payına düşen ganimeti kendisine emanet edilen sahabe yeni Müslüman olan sahabeye verdi. Yeni Müslüman olan sahabe “Bu nedir?” diye sordu. Oradaki sahabeler: “Bu ganimet payıdır. Resulullah Efendimiz (sav) bunu senin için ayırdı” dediler. Yeni Müslüman olan o sahabe ganimet payını eline alarak alemlerin efendisi Hz. Muhammed Efendimizin (sav) huzuruna çıktı ve “Bu nedir ey Allah’ın Resulü” diye sordu. Peygamber Efendimiz (sav): “Savaşta elde edilen ganimetten senin payına ayırdığımdır” buyurdu. O zat Peygamber Efendimize:
Ya Resulullah, ben sana böyle dünya malı için iman edip tabi olmadım. Ben sadece seninle cihat ederken şu boğazıma bir ok atılıp saplansın ve öylece ölüp cennete gideyim diye tabi oldum dedi.
Peygamber Efendimiz (sav) kendisine karşılık olarak: “Eğer Allah’a karşı bu niyetinde samimi isen, o seni tasdik eder, yalancı çıkarmaz” dedi.

Bir müddet sonra yeniden düşmanla savaşa geçildi. Yeni Müslüman olan bu sahabe boynundan okla yaralandı. Savaştan sonra bu zat, sahabeler tarafından elde taşınarak mübarek Peygamber Efendimizin (sav) huzuruna getirildi. Hakikaten tam işaret ettiği yerden boğazına bir ok isabet ederek şehit olmuştu. Peygamber Efendimiz (sav) onu görünce: “Bu adam o adam mıdır?” diye sordu. Ashap: “Evet ya Resulullah, o adamdır. Yeni Müslüman olan falanca zat” dediler. Peygamberimiz: “O, Allah’a karşı niyetinde sadık ve samimi oldu, Allah da onu doğru çıkardı” buyurdu. Daha sonra mübarek Peygamberimiz kendi cübbesiyle onu kefenledi ve namazını kıldırdı. Resulullah Efendimiz (sav) namazdan sonra şöyle dua ettiler: “Allah’ım! Bu senin kulundur. Senin yolunda hicret edip şehit oldu. Ben de bunun şahidiyim.

Evet Tarih bu Adamları yazdı. Ölümü öldüren Adamlar diye yazdı. Sözlerinde sadık idiler, sebat ettiler, kan döktüler. Onlar sadece bunlar ile kalmadı, ne kadar Allah uğrunda ölebiliriz diye uğraşıp gayret ettiler. Ve daha neyimizi verebiliriz diye cihad dan cihada koşturdular. Tarih kolunu ayağının altına alıp beni “Allah’tan ve Resulun’den alıkoyamazsın!” diyenleri de yazdı. Müminlerden öyle yiğitler vardır ki; Allah’la yaptıkları sözleşmeye sadık kaldılar. Onlardan kimisi adağını yerine getirdi (şehit oldu), kimisi beklemektedir. Kesinlikle (sözlerini) değiştirmemişlerdir.

Cihad ve İslam

Allah Resulü (sav)  bir hadis-i şeriflerin de şöyle buyurdu;
Cihada denk bir amel var mı?” diye sordular. Resulullah, şöyle cevap verir:
“Cihada denk bir amel bilmiyorum.”
Allah Resulü sav Cihada denk bir amelin olmayacağını söylerken bize amellerin de zirvesini gösteriyor. Allah Resulünün bizi cihada teşviklerini siyerin birçok yerinde müşahade ediyoruz.

Üstad Said el-Buti şöyle diyor: “Cihad, Allah’ın kelimesini yüceltme yolunda çaba harcamaktır. Savaş, bu çabanın bir türüdür. Cihadın amacı, İslâmî toplumu oluşturmak ve gerçek İslami devleti kurmaktır.”  İslam ve cihadın ilişkisi beden ile ruh gibidir. Ruhun kendisi İslamdır, bedeni Cihaddır. Özünü bozmayan ruh (Müslüman) bedenini Allah yolun da lime lime edilmesinden asla çekinmez.

Ey Şehadeti Arzulayan Kardeşim!
Allah azze ve celle’nin şu ayetini hiç okumadın mı?
Ey iman edenler! Ne oldu ki size “Allah yolunda sefere çıkın” denilince, yere çakılıp kaldınız.Yoksa ahiretten vazgeçip dünya hayatını mı seçtiniz? Oysa ahirete göre dünya hayatının yararı, pek az bir şeydir.

Ve Allah Resulünün şu hadisi de sana ışık olsun; “Ümmetimden bir grup (taife), hakka yardım konusunda savaşmaya devam edecektir. Onlara karşı çıkanlar, kendilerine zarar veremeyeceklerdir. Nihayet onlar bu haldeyken Allah’ın emri(kıyamet) gelecektir.”

İslam aleminin kaderi korkaklık değildir. Rabbimizin kitabın da; “Onlara karşı gücünüz yettiği kadar kuvvet ve (cihad için tahsis edilmiş) besili atlar hazırlayın. Onunla Allah düşmanlarını, kendi düşmanlarınızı ve sizin bilmediğiniz Allah’ın bildiği (gizli düşmanlarınızı) korkutursunuz. Allah yolunda infak ettiğiniz her ne varsa, size eksiksiz ödenir ve siz zulme de uğramazsınız.
Bu ayetin bize verdiği heyecanı ve arzuyu tüm iliklerimize akıtmamız ve his etmemiz gerekmektedir. Şehadet sancısının her yerimize dokunması gerekir. Şehadete talip olmak korkakların iştiyak edeceği bir arzu olmamıştır. Hatta daha çok önüne engel sağına barikat soluna korkaklığı koymuş ve o yola hiç girmemiştir. Allah Resulü (sav) böyle bir korkaklığını peyda olacağını bildiğinden dolayı şu şekilde demiştir: Her kim atıcılığı öğrenir sonra onu terk ederse bizden değildir ya da isyan etmiştir.
Allah azze ve celle bizi en güzel biçimde yaratıp sonra bizi dünya ya halife kıldı. Eğer aziz bir şekilde yaşamak istiyorsanız cihadı terk etmeyin diyor. Üstelik cihadı terk etmek korkak yahudilerin işidir. Rabbimiz izzet sahibi olduğu için tüm kapılarını Müslümanlara sonuna kadar açmıştır. Eğer bunun aksini isteyip dünyaya tamah ederlerse de izzeti bırakıp zelil duruma düşeceğini bildiriyor: Şayet (çağrıldığınız hâlde) savaşa çıkmazsanız, size can yakıcı bir azapla azap eder, sizin yerinize yeni bir topluluk getirir ve siz O’na hiçbir zarar da veremezsiniz. Allah, her şeye güç yetirendir.

Ve sözlerimi Şehid İmam El Benna Mücahid tanımı ile bitirmek istiyorum;
“Bir mücahidi şöyle tanımlayabilirim: Mücahid, bütün hazırlıklarını yapan, gereken tedbirlere başvuran, durmadan davasını düşünen, çok dikkatli davranan, tam teçhizatlı bir kişidir. Yardıma çağrıldığında hemen koşar. Cihad meydanından başka bir yere gidip gelmez. Cihaddan başka bir şey konuşmaz. Hayatını verdiği cihaddan başka bir vazife bilmez. Gayesi uğrunda durmadan cihad eder. Kalbini yakan dava aşkını, içini kavuran ızdırabını, alnının çizgilerinden okursun. Gözlerinin parlayışında görürsün. Dilinden kaçırdığı sözlerden işitirsin. Samimiliğini, kararlılığını, yüce bir gaye güttüğünü büyük bir himmet sahibi olduğunu bütün davranışlarından anlarsın. Fert olsun, cemaat olsun, işte mücahidlerin durumu budur.”
Sonra, dünyanın kulu olup dinar ve dirhemlerle uğraşan, sadece yerinde oturan kimselerin özellikleri hakkında da şöyle der. “Buna mukabil gözleri şişinceye kadar uyuyan, karnı genişleyinceye kadar yiyen, kahkahalarla gülen, vaktini eğlence ile geçiren, kendini manasız şeylerden uzaklaştıramayan, arzuların esiri olan insan ise, hiçbir zaman başarıya ulaşamaz. Gerçek Mücahidlerden olamaz.
İslam aleminin yeniden uyanışı için Müslümanın damarlarında cenk, mücadelesi cihad, sancısı şehadet olması kaçınılmaz bir gerçektir. Bizler refah bir hayatı inşa etmek için mücadele eden bir ümmetiz. Bir gün cihad çağrısı ile görüşmek üzere…
Selam ve dua ile…